ESARETİN BEDELİ

11:14:00 Fatma Dilek Kitap 0 Comments

Özgürlük, bizim için ne kadar önemli değil mi? Peki, gerçek anlamda özgür müyüz? Ne şekilde istediğimiz özgürlüğe kavuşabiliriz? Ne  konuda özgürüz biliyor musunuz dostlar, iki farklı esaretten  hangisini seçeceğimiz konusunda.

Bunlardan birincisi sadece bir yanılgıdan ibaret, bizi asıl işimizden alıkoymaya yönelik bir oyalamaca. Nefs-i Emmare (terbiye edilmemiş nefs) tabiatı gereği pençelerini vücudumuza geçirip bizde hüküm sürmek istiyor. Kendi isteklerini sanki bizim isteklerimizmiş gibi gösteriyor. Oysa bu nefs “Nefsini düşman bil! Zira bana düşmanlığı sebebiyle karşıma dikilmiştir.”(Tirmizi, Zühd,34)  Hadis-i  Kutsisinde bahsedilen,  Allah’ın düşmanıdır. Şeytanla beraber dünya sahnesindeki imtihan aracı, Allah’a meydan okuyup insanları yoldan çıkarmaya yemin eden, şeytanı bile kendine oyuncak eden kibrin kaynağı nefs, bize nasıl bir iyilik edebilir? Onun marifeti göz boyamaktan ibarettir. Şımarık bir çocuk gibi ister de ister, tutkularının esiri olmuştur. Esire, esir olmak nasıl bir özgürlük?

İkinci esaret, Allah’a C.C. kul olma noktasındaki esaret, ne güzel bir esirliktir ki nice sultanlıklar önünde diz çöker. Böyle bir esaretin tadına varan başka türlüsünü hayal bile edemez, o artık asıl hürriyete kavuşmuştur. O öyle bir köledir ki bütün ihtiyacı  zaten kulluk etmenin ta kendisidir. Eşi benzeri olmayan, bütün kusurlardan münezzeh olan Allah’a C.C. abd olmak ne büyük bir şereftir, ne muhteşem bir görevdir. Hz Peygamber (S.A.V.) şöyle buyuruyor “Bütün insanların serdarıyım, fakat bunula iftihar etmiyorum. Kıyamet günü Livanü’l-hamdi taşıyacağım onunla da iftihar etmiyorum. O gün bütün peygamberler benim Livanü’l- hamdimin altında toplanacaklar, ama bununla da iftihar etmiyorum. O gün herkes huzur-u ilahiye giderken onların imamı ve rehberi olacağım. Herkes umutsuz ve çaresiz beklerken onlara müjdeyi ben vereceğim. Fakat bununla da iftihar etmiyorum. Ben ancak Allah’a kul olmakla iftihar ediyorum.” (Ebu Davud, 4673, Müslim,2278)

Böyle bir nimete sırt çeviren esasında kendi kendisine zulmeder. Ruh, ancak kulluğun cefasını çekmekle sefa sürer. O cefanın içinde ne harikalıklar vardır ki bunu çekmekten korkan, asla bu güzelliklerin farkına varamaz.

Bizler için bu imtihanın sonuna kadar bir seçim şansı var. Doğru yola giden kapı ardına kadar açık, bizlere yeter ki  “gel”  diyor. Tek yapmamız gereken ona doğru bir adım atmak. Biz bir adım attık mı bize koşmaya hazır, bizi bağışlamak için bahane arayan bir Sevgili var. Oysa nefis ve şeytan ikilisi bize pişmanlıktan ve acıdan  başka bir şey vaat etmiyorlar, kendi ahmakça meydan okumalarına insanoğlunu alet etmekten başka gayeleri yok.

Şimdi kendime ve sizlere soruyorum kim en çok sevilmeyi ve itaat edilmeyi hak ediyor? Hevese kul olmak mı, Hakikat’e kul olmak mı, seçmekte özgürüz.

Özgürlük, bizim için ne kadar önemli değil mi? Peki, gerçek anlamda özgür müyüz? Ne şekilde istediğimiz özgürlüğe kavuşabiliriz? Ne  konuda...

0 yorum: