MUTLU İNEKLER

18:35:00 Fatma Dilek Kitap 0 Comments

Güneş doğarken yemyeşil çayırların üstüne, sevgiyle beslenen inekler mutlulukla süt vermeye koyuluyorlar. Bu sahneyi gördükten sonra şanslı ineklerin çiçeklerle kelebeklerle bezenmiş doğal ortamlarını mı kıskanayım yoksa bu yaşıma kadar adıma bir mani bile düzülmemiş olan ben, ineklere adanmış şarkıları duydukça gençliğime mi yanayım bilemedim doğrusu.
Hepimizin bildiği üzere reklamcılığın amacı, satın almamızı istedikleri şeyleri bize satabilmek, bunları istememizi, ihtiyaç duymamızı sağlamaktır. Bunu yaparken de aslında bizim de görmezden geldiğimiz bazı göz boyamalar, gerçekleri saptırmalar, dikkatleri farklı yöne çekmeler kullanılmaktadır. Oynanan oyunu tüketici de gönüllü olarak kabullenmekte, reklamcıyla tüketici arasındaki bu yazısız anlaşmaya ister istemez herkes uymaktadır.
Mesela, bahsi geçen reklamdaki süt veren mutlu ineklerin nereden geldiğini düşünüyoruz? İçgüdüsel olarak onların doğal ortamda yaşadıklarını düşünmek bizim hoşumuza gider. Reklamdaki bu ortam,  gerçekte sağlanabilecek en güzel ortamdan bile daha lüks, süslenip püslenmiş bir masallar diyarıdır fakat hepimiz biliyoruz ki durum hiç de öyle değil. Soframıza gelen sütlerin tabiri caizse “inek cenneti” nde yaşayan mutlu ve aşık ineklerden geldiğini düşünmek bize daha romantik geliyor.
Peki bu izlenimi bize nasıl veriyorlar? “Çiftlikten taze”, “%100 doğal” gibi sloganları görüp kendimizi daha rahat hissediyoruz.  Bu sözler aslında ne anlama geliyor? Gerçek bir çiftlik nasıl olur? Gerçekte var olan “Yoğunlaştırılmış hayvan besleme sistemi”. Bu slogan pek de çekici görünmüyor. Bunun yerine kullanılan  “çiftlikten taze” sloganı çok daha masum değil mi?
Yoğunlaştırılmış hayvancılık bir zaruret sonucu doğmuştur. Kaynakların aşırı bir şekilde kıt olduğu savaş döneminde hayvancılık mümkün olduğunca tutumlu bir şekilde yapılmaya başlanmıştır. Yoğunlaştırılmış hayvan tarımında çok sayıda hayvan dar bir alanda tutulur ama maalesef bu hastalıklara ve hastalıkların çabuk bulaşmasına sebep olur. Dünyadaki tüm antibiyotiklerin %50’sinin çiftlik hayvanlarının üzerinde kullanıldığı bir sır değildir. Gelişimci bir dil kullanılarak bu konu tüketiciye şu şekilde aksettirilir; “hayvancılığın daha verimli bir hal almasıyla birlikte veterinerler yeni teknoloji ve metotları uygulamalarına dahil etmişlerdir”. Bu gelişimdir ve halk üzerinde olumlu bir izlenim bırakır.
Geleceğin tüketicilerine yönelik olarak yaptıkları şey ise çocukları, gelişimciliğin kullanıldığı gerçeğine odaklamaktır. Böylece, onları pis ortamlardan ve hastalıktan çekip kurtarmış olurlar. Temiz ve sağlıklı ortamlarda yetiştirilen hayvanlardan ise kimseye zarar gelmez.

Son olarak, bizler markete gittiğimizde ürünlerin nereden geldiğini düşünmek istemeyiz, hayvanların nasıl yetiştirildiği, onlara nasıl davranıldığı hakkında düşünmek istemeyiz. Gönüllü cehaletin gücü yabana atılamaz. Bu, büyük çapta gerçekleştirilen sistematik bir zulümdür. Hayvanları daracık bölmelere hapsetmek öncelikle onların yaratılışına aykırıdır. Tüketici olarak gerçeklerle yüzleşmekten kolayca kaçabiliyoruz çünkü herkes bu olanlara göz yummaya hazırdır. Pazarlamacılar, işlerini daha kolay hale getirdiğimiz için biz tüketicilere büyük bir teşekkür borçlu.

Güneş doğarken yemyeşil çayırların üstüne, sevgiyle beslenen inekler mutlulukla süt vermeye koyuluyorlar. Bu sahneyi gördükten sonra şans...

0 yorum: